Reklam
D Haber

Çanakkale Destanı’nın: 3 Mehmed’i

Çanakkale’de kahraman Mehmetçiklerimiz, analarımız, kadınlarımız kısaca şanlı Türk milletimiz dillere destan bir tarih yazdı. Onlar sayesinde kazandığımız bu zaferin kayıtlarına ise çok az isim geçti. İşte destanını sayfalar dolusu dosyalarla yazmak istediğimiz, kayıtlara geçen 3 isminden, 3 kahraman Mehmet’imizden bahsedeceğiz size…

Çanakkale Destanı’nın: 3 Mehmed’i
Reklam

Çanakkale’de kahraman Mehmetçiklerimiz, analarımız, kadınlarımız kısaca şanlı Türk milletimiz dillere destan bir tarih yazdı. Onlar sayesinde kazandığımız bu zaferin kayıtlarına ise çok az isim geçti. İşte destanını sayfalar dolusu dosyalarla yazmak istediğimiz, kayıtlara geçen 3 isminden, 3 kahraman Mehmet’imizden bahsedeceğiz size…

Türk toprakları üzerinde dinimizden, dilimizden ayırmadan yaşamımızı sağlayan tüm isimsiz kahramanlarımızın ruhu şad olsun…

Bombacı Mehmed Çavuş, Bigalı Mehmed Çavuş, Kırşehirli Mehmed Çavuş anısına…

“SAĞ KOLUMU KAYBETTİM AMA SOL KOLUM VAR”

Bombacı Mehmed Çavuş

Kadir oğlu Mehmet Çavuş, Denizli’nin Çivril kazasının Madenler köyünden katılır Çanakkale Cephesi’ne. Balkan Harbi’ni görmüş, Çanakkale Cephesi açıldıktan sonra soluğu burada alır.

1. Kolordu 1. Tümen 70. Alay 3. Tabur’a bağlı 9. Bölük’te bir asker olarak göreve başlar. 7 Haziran 1915’te Çanakkale’ye ulaşan birliği önce Kumkale bölgesine hareket eder. Haziran 1915’te gelen bir emirle birliğiyle birlikte Seddülbahir Güney Grubu’na intikal eder. Zığındere bölgesine yerleşen birlik, 2 Temmuz’da ilk muharebesine katılacaktır. Düşmanın ele geçirdiği Türk siperlerinin geri alınması için bir taarruz planlanır. Taarruza Mehmet Çavuş’un da bulunduğu 70. Alay 3. Tabur ve 124. ve 71. Alayların 3. Taburları katılacaktır. İşte bu hücum tarihe “Üçler Hücumu” olarak geçecektir.

2-3 Temmuz taarruzunda üç tabur, erlerinin neredeyse yarısını kaybeder. Muharebe alanı cesetler ve yaralıların iniltileriyle dolar. Elden çıkan siperler geri alınamamış ve taarruz durdurulmuştur. Ağustos’ta özellikle Kuzey ve Anafartalar cephelerinde şiddetli çarpışmalar yaşanmakta; bu yüzden bazı birlikler Güney Cephesi’nden Kuzey Cephesi’ne kaydırılmaktadır. Kuzey Cephesi’ne giden birliklerden biri de Mehmet Çavuş’un bulunduğu 3. Tabur’dur.

Mehmet Çavuş, Seddülbahir ve Conkbayırı’nın büyük kahramanlarındandı ve bombacı olarak nitelendiriliyordu. Çünkü bu kahraman Anadolu çocuğu, İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca hemen yakalıyor, karşı tarafa fırlatıyordu. İngilizler bunu anlamışlar ve bombaları, pimini çektikten biraz sonra fırlatarak Mehmet Çavuş’un bombaları tekrar kendilerine atmasını önlemeye çalışmışlardı…

Nitekim ölümü de bu nedenle olmuştu kahraman Mehmet Çavuş’un… Türk siperlerine atılan bir bomba, tam fırlatacağı zamanda elinde patlamıştı ve sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu. Hastaneye kaldırılan ve tedavisine başlanan bu yiğit delikanlı vazife şuuruyla hastaneden tabur kumandanına şöyle diyordu:

“Sağ kolumu kaybettim, zararı yok, sol kolum var. Onunla da pekâlâ iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yine kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. Hastaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz, affedeniz muhterem kumandanım…”

Bu olaydan sonra lakabı bombacı olan Mehmed Çavuş, 1916 yılında gazi olarak Dinar’a döner ve 1945’te hayatını kaybeder…

BİGALI MEHMET ÇAVUŞ

Bigalı Mehmet Çavuş, Balkan Savaşlarından sonra vatani görevini bitirip köyüne dönmüş olmasına rağmen seferberlik ilan edildiğinde Çanakkale Cephesine katılır. 27. Alay 3. Tabur’un 10. Bölüğü’nde bölük çavuşu olur. Bölüğü ile birlikte Seddülbahir bölgesini müdafaa için bekler.

19 Şubat 1915 günü düşman donanması, boğaz girişindeki tabyalarımıza karşı düzenlediği saldırıda başarısız oldu. 25 Şubat 1915 günü yapılan ikinci saldırıda ise, Çanakkale Boğazı’nın giriş tahkimatı susturulmuş ve donanma mayın hatlarını taciz etmeye başlamıştı. İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan Birleşik Filonun, tahrip ettiği tabyaları tamamen kullanılamaz hale getirmek için, donanmanın top atışı desteğiyle boğazın her iki yakasına müfreze çıkarılmasına karar verildi.

4 Mart 1915 Perşembe günü öğleden sonra, Morto Koyunda bulunan Majestic ve Seddülbahir açıklarında demirlemiş olan Ocean savaş gemilerinin top ateşi desteğiyle, Binbaşı Palmer komutasındaki düşman birlikleri dört ağır makineli tüfekle birlikte üç büyük sandalla sahile çıkmaya başladılar. Düşman birliği, Seddülbahir Tabyasına yaklaştıklarında yoğun bir direnişle karşılaşarak mevzilere çekilmek zorunda kaldılar. Ocean ve Majestic gemilerinin ateş desteğine tekrar başlamasına rağmen, düşman birlikleri ilerleyemediler. Dar bir bölgede emrindeki askerlerle sıkışıp kalan Binbaşı Palmer, 200 kişilik takviye istediyse de bu istek Tümamiral John de Robeck tarafından geri çevrilmiştir. Akşam saatlerinde Seddülbahir Tabyasındaki Türk birlikleri süngü hücumuna geçtiler. İlerleyemeyeceğini anlayan düşman birlikleri daha fazla zayiat vermemek için geri çekilmek zorunda kaldılar.

SÜNGÜ HÜCUMUYLA DÜŞMAN PÜSKÜRTÜLMÜŞTÜR…

Takımıyla birlikte kahramanca savaşan Bigalı Mehmet Çavuş, tüfeğinin mekanizmasının bozulması üzerine eline aldığı istihkam küreğiyle düşmana saldırarak emrindeki askerleri de süngü hücumuna kaldırır. Osmanlı İstihbarat Şubesi’nin günlük olarak yayınladığı raporlarda bu olay şu şekilde aktarılmıştır:

“4 Mart 1915’te Saros Körfezi’nde dolaşan zırhlılar saat 4.15’te Semadirek istikametine geri dönmüşlerdir. Düşman saat 14.45’te beş zırhlı, yedi torpido ile Seddülbahir’i şiddetle bombardıman ederek sahile yaklaşan bir zırhlının çanaklığındaki mitralyözler ateşi himayesinde askerle dolu üç büyük sandalı Seddülbahir iskelesine yanaştırarak sahile 60 kadar asker çıkarmıştır. Buradaki obüs bataryasının ateşi ve bilhassa 27. Alay 10. Bölük çavuşlarından Mustafa oğlu Mehmet’in komutasında ve Seddülbahir Kalesi içinde yarım takım askerimizin süngü hücumuyla düşman püskürtülmüştür. Mehmet Çavuş mekanizması bozulan tüfeğinin işe yaramadığını görünce kaya parçaları atarak düşmana saldırmış bütün erlere örnek olmuştur. Dört şehid on dört yaralımız vardır.”

ABDÜLHAMİD HAN’IN DA DİKKATİ ÇEKER

Bu olay, Beylerbeyi Sarayı’nda sürgün hayatı yaşayan Abdülhamid Han’ın da dikkatini çeker. 5 Mart 1915 tarihinde Mehmet Çavuş’un kahramanlığı hakkında;

” …Külliyetli asker çıkarmadan bence geçemezler. Bakınız biraz asker çıkarmak istemişler. Mehmet Çavuş isminde bir çavuş yararlılık göstermiş. Bizde öyle kahramanlar çoktur…” ifadelerini kullanır.

Bu kahramanlık öyküsü İkdam gazetesinin 7 Mart 1915 tarihli sayısının birinci sayfasında “Kahramanlarımızın parlak bir menkıbe-i celadeti” başlığıyla yayınlanır. 4 Mart 1915 tarihinde yaşananları bir de Mehmet Çavuş’dan dinleyelim:

Ben mangamla nöbette idim. Düşman gemileri sahili şiddetle bombardıman ettikten sonra çıkarma yapmaya başladılar. Bu arada gizlendiğimiz yerden çıkarak yere yattık ve düşmana ateşe başladık. Düşman da yere yatarak bize ateş ediyordu. Birbirimize çok yakındık. Bir ara benim tüfeğimin mekanizması işlemez oldu. Hırsımdan tüfeği attım. Bunu gören bir düşman neferi ayağa kalkarak bana ateş etmeye başladı. Hemen istihkâm küreğini çekerek üzerine atıldım. Kaç kişiye vurduğumu hatırlamıyorum. Gözümü açtığım zaman kendimi sıhhiye çadırında buldum.”

4 Mart 1915 günü gerçekleşen harekatı gün boyu Harapkale’den izleyen Maydos Bölgesi Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, saat 20.30’da Müstahkem Mevkii Komutanlığı’na gönderdiği raporunda, Mehmet Çavuş’un kahramanlığını anlattıktan sonra kendisinin madalya ya da başka bir şekilde ödüllendirilmesini ister. Daha sonra kendisi Mehmet Çavuş’a gümüş bir saat ve tabaka hediye eder. Mehmet Çavuş, tedavisinin ardından bir müddet tebdil-i hava için köyüne gelir. İzin süresi dolmadan, “Arkadaşlarım orda kelle koltukta savaşırken ben burada oturamam” diyerek tekrar cepheye döner. Bu kez birliği Arıburnu bölgesinde çarpışmaktadır. Düşman birliklerinin tahliyesinin yapıldığı tarihe kadar bu bölgede savaşmaya devam eder.

Ömürünün son yıllarında maddi sıkıntılar çeken Mehmed Çavuş, son yıllarında yatalak hasta olan eşine bakar. Fakat kendisi de aniden hastalanır bir hafta içinde 3 Şubat 1964 yılında vefat eder. Mehmet Çavuş’un can yoldaşı Fatma Nine de 15 Şubat 1964 tarihinde 13 gün sonra hayata gözlerini yumar.

Kaynak: Sultan Abdülhamid’in Sürgün Günleri:Hususi Doktoru Atıf Hüseyin Bey’in Hatıratı, Haz. Metin Hülagü, Pan:2007, s.242-3

KIRŞEHİRLİ MEHMET ÇAVUŞ

Cesaretin timsali Mehmet Çavuş, Anadolu’nun ücra bir köyünde, Kırşehir Çiçekdağı Safalı Köyünde 1891 yılında doğar. 1911 yılında ilk olarak Trablusgarp’a gider. Sonra Balkan Harbi’ne oradan da Çanakkale Cephesi’ne katılır. Mehmet Çavuş Trablusgarp dönüşü Balkan Harbine katılır. O yenilginin mahcubiyetini her Türk gibi hiç unutmaz. Bunun intikamı alınmalıydı. Yıl 1914’te Birinci Dünya Harbi çıkınca 64. Alayı’yla Troya yakınlarındaki karargahlarında Çanakkale’yi beklerler.[14] 18 Mart 1915’teki düşmanın donanmasıyla boğaza saldırısını Troya sırtlarından önce endişe, sonra gururla izler. 25 Nisan 1915 sabahı düşmanın Gelibolu Yarımadasına asker çıkardığını görünce, oraya ilk koşan Mehmet Çavuş’un 64. Alayı’dır. 26 Nisan akşamı[15] daha sonra isim verdikleri Arıburnu’ndaki Cesarettepe’si, Mehmet Çavuş siperlerinde düşmanla gece gündüz 48 gün vuruşurlar.

Mehmet Çavuş Çanakkale’de yaptıklarının bir anısını şöyle anlatır:

“Şimdi Cesarettepe’si namını alan tepede her tarafımız düşman tarafından sarılmış bulunduğumuz sırada susuzluk bizi pek ziyade tazyik ettiğinden tepenin eteğindeki Korku Deresi’nde bir çamur kaynağı oluşturan yeri kazarak olabildiğince içebilecek kadar değilse de, dudaklarımızı ıslatacak kadar su çıkarmaya teşebbüs ettik. Düşman bize bunu da çok gördü. Hemen toplarıyla üzerimize ateş açtı. Allahın kudretine bakın ki, ilk attığı mermi bizim kazmaya uğraştığımız kaynağa saplandı. Aradığımız su kaynamağa başladı. Allaha şükrettik. Suyu şükür içtik. Kuvvetimiz yerine geldi. Allah’ın bize yardımcı olduğu hakkında imanımız kat kat kuvvetlendi. Cesaretimiz bir o kadar daha arttı.”

Mehmet Çavuş, 21 Temmuz 1921’de İstiklâl Harbine katılır. Sakarya Savaşları’nda Hamidiye Köyü civarında Yunan siperlerine karşı yaptığı süngü hücumunda düşmanı siperden kaçırır, kendisi de değişik yerlerinden yaralanarak hastaneye düşer. Büyük Millet Meclisince takdirname, taltif ve iki maaşla ödüllendirilir. İstiklâl Harbi bittikten sonra 25 Ağustos 1923 tarihinde askerlikten terhis olur.

1963 yılında Rumlar Kıbrıs’ta Türklere katliamlar yapmağa başlayınca, Başbakan İsmet İnönü Kıbrıs’a uçaklarımızla baskınlar yapar. O yıllarda Çiçekdağı’nda emekli bir gazeteci olan Ali Galip Gençoğlu, Başbakan İsmet İnönü’nün Kıbrıs’taki Rumlara tepkisini yetersiz bulur ve bir şikâyet dilekçesi yazar. Dükkanının önünden Mehmet Çavuş’un geçtiğini görünce, onu yazıhanesine davet eder ve iki gazi sohbete başlarlar. Bir ara Mehmet Çavuş çok duygulanır:

“Vücudumdaki yaraların miktarını bilemiyorum, bunu doktorlara muayene ettirin, kanunun bahşettiği haklardan bana da bir hak tanıyın dedim. Duyan bile olmadı. Bir kurşunla vurulup gitseydim, şehit olmuş, hizmetlerimin mükâfatını almış olurdum. Bu mukadder değilmiş, hiç olmazsa şuracıkta birkaç günlük ömrümüzü yoksulluktan kurtarmak istedim, buna da aldırış eden olmadı.”

1972 yılında vefat eden Mehmed Çavuş’un mezarı, köyünün cami bahçesinde eşi Naciye Hanımla yan yanadır.

Derlenmiştir.
gelibolu’yuanlamak, Derin Tarih

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ