Reklam
D Haber

Dua olmadan olmaz!

Dua olmadan olmaz!
Reklam

Dua ile başlayan, dua ayetleriyle devam eden ve dua ile sona eren bir kitabımız var. Hayat düsturumuz Kur’ân, Fatiha duasıile başlar, Felak-Nâs/muavvizeteyn/sığınma dualarıile sona erer. Bunun yanında Kur’ân’da yüzlerce dua ayeti yer alır.

Kur’ân’ın Fâtiha duası ile başlayıp muavvizetenyn dualarıyla sona ermesinin anlamı, yüz on iki sureyi okuyacaksın, anlayacaksın ve yaşayacaksın, sonra muavvizeteyn sureleriyle ile tüm şer odaklarının şerrinden Yüce Allah’a sığınacaksın, böylece korunacaksın, demektir. Onun için bu iki dua demeti kitabın en sonuna konmuştur.

Kur’ân’da yüzlerce dua ayetinin yer almasındaki hikmet ise, onun bize en güzel duaları öğretmesidir. Zira çoğu insan yanlış şeyleri, yanlış bir biçimde isteyerek dua ederken hata eder. Çoğu insanın duasına şirk şaibesi karışır, yersiz ve gereksiz şeyleri ister. Onun için Kur’ân bize doğru, özlü, anlamlı ve hikmetli dua örnekleri sunar. Çünkü bu dualar, tarih boyunca yapılmış ve kabule şayan olmuş peygamberlerin ve sâlihlerin dualarıdır.

Kur’ân bize, duanız/kulluğunuz/ibadetiniz olmasa Rabbim size niye değer versin[1]ayetiyle seslenerek duanın önem ve gereğine dikkat çeker. Ve bizleri dua etmeye davet eder: Ben, kullarıma çok yakınım. Bana dua ettiğinde, dua edene karşılık veririm.[2]

Elbette dua adabına dikkat etmek kadar, duayı hak etmek de önemlidir. Duayı hak etmek, kul olarak yapılması gerekenleri yaptıktan sonra Yüce Allah’ın huzuruna çıkmak, O’ndan istemektir. Kulluk yarışında en güzel örneğimiz Peygamberimiz, Bedir savaşı için bütün hazırlıklarını yapmış, sonra son gece ellerini açmış ve Yüce Rabbine şöyle dua etmiştir:

“Allah’ım! Bana yaptığın va’dini yerine getir! Allah’ım! Şu bir avuç İslâm cemaatını helak edersen, artık Sana yeryüzünde ibadet olunmaz!”[3]

Bir gaza dönüşü, savaşa katılamayanları kınayan arkadaşlarını şöyle uyarmıştır:

“Varlığım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, onların duaları, düşmanlarımıza karşı bizim silahlarımızdan daha etkili işleyicidir.”[4]

Peygamberimiz Mute savaşına gönderirken Abdullah b. Ravaha’ya şunları tavsiye etmişti:

“Ey Abdullah, sen Allah’a çok az ibadet edilen bir yere gideceksin. Orada secde ve ibadetleri çoğalt. Gerçekten de günahların çokça işlendiği yer ve zamanlarda ibadet etmek Yüce Allah’ın daha çok hoşuna gider.”[5]

Peygamberimiz, on bin kişilik ordusunun başında Mekke’ye bir fâtih olarak girerken, devesinin üzerinde Fetih suresini okuyordu, sesi de titriyordu. Bu sure, ona Hudeybiyye dönüşü iki yıl önce inmişti. Bu haberi bize aktaran râvî Muaviye b. Kurre şunları söyler: İnsanların başıma üşümeyeceğinden emin olsaydım onun kıraatini aynen taklit ederdim.[6]Bu rivayet cihad günlerinde niçin fetih suresi okuyoruzsorusuna cevap da vermektedir.

Elbette olmazları olduran erişilmez kudretin sahibi olan Yüce Rabbimiz, dua etmeden, hatta cepheye gitmeden de kâfirlere, zalimlere hadlerini bildirmeye kadirdir. Ancak O, yolunda olanlarla olmayanları, cihadı göze alanlarla cihad kaçkınlarını ortaya çıkarmak, bizlere göstermek için Allah yolunda cihadı farz kılmıştır. Ümmet dünyevileşmekten kurtulsun ve kendini cennete götürecek şehitler ve gaziler kazansın diye cihadı emretmiştir. Bollukta ve darlıkta gerçek kullarının kendisine yöneldiklerini göstermek için duayı emretmiştir. Onun için Müslümanlar zaferi, cephedeki cihad ordusuyla, cephe gerisindeki dua ordusuyla birlikte kazanırlar. Bu savaşa katılanlarla, katılamayan müminler ordusunun bir ve beraber olduğunun, yüreklerinin aynı gaye için attığının göstergesidir. Ne dua ordusunun duası cephedeki ordunun savaşına manidir, ne de cephedeki ordunun savaşı duaya engeldir.

O halde yapılması gerekenleri yaptıktan sonra dua etmeye devam edeceğiz. Biz O’na layık kullar olursak, duayı hak edersek, istemeyi bilirsek dualarımız en güzel kabul ile karşılanacaktır. Çünkü biz biliyor ve inanıyoruz ki içten ve samimi kalp ile yapılan dualar geri dönmez. Biz biliyoruz ki O, vermek istemeseydi, istemeyi vermezdi. Dua için el açıp huzura çıkabiliyorsak bu duada icabetin göstergesidir. Çünkü el açıp Rabbe yönelerek dua etmek her kuluna nasip olmaz. Onun için bütün kusur ve eksikliklerimize rağmen ümitle O’ndan isteyeceğiz ve diyeceğiz ki:

Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Bize cesaret ver ki tutunalım. Kâfir kavme karşı bize yardım et![7]

Ey Kitabı indiren, bulutları gezdiren, orduları tarumar eden Allahım! Düşmanların birliklerini tarumar et, onlar karşı bize zaferler nasip et![8]

Şu kopan fırtına, Türk ordusudur ya Rabbi!/Senin uğruna ölen ordu budur ya Rabbi!

Ta ki yükselsin, ezanlarla müeyyed nâmın/ Galip et, çünkü bu son ordusudur İslam’ın!

—————–
[1] 25 Furkan 77.
[2] 2 Bakara 189.
[3] Asım Köksal, İslam Tarihi, Bedir Savaşı.
[4] Asım Köksal, İslam Tarihi,XVI, 257 (Vakıdî, Meğazî, III, 1056-1057).
[5] Asım Köksal, İslam Tarihi,Mute Gazası.
[6] Buharî, Müslim, Ebu Davûd, Ahmed.
[7] 2 Bakara 250.
[8] Buharî, Müslim, Ebu Davûd, Ahmed.

Konya Müftüsü

Prof. Dr. Ali AKPINAR

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ